28 Ekim 2014 Salı

YURT vs EV

Profesyonel bir öğrenci olarak salı ve çarşamba günü cumhuriyet tatili olması nedeniyle tatili bağlayıp eve geldim. Bu yazımı memleketim olan Afyon'dan yazıyorum sizlere.
SEVGİLİ İNSANLIK;
Evde olmak süper bir şey.
İster en pahalı, ister en güzel yurt olsun ev başka.Çok başka.
Bir kere annem sağ olsun, ben geliyorum diye öyle menüler hazırlamış ki. Her gün Anadolu mutfağından farklı lezzetler. Geleneksel Türk yemekleri. Ev ev değil Gezelim Görelim ;))
Hayır bünye alışık değil, hata vereceğim diye korktum.
Kahvaltıda ne istersin sorusunun verdiği his o kadar güzel bir his ki. Ben de biraz abarttım sanırım. İstek kahvaltı menüsünü hazırlamak bir saatimizi alıyor. ;))
Bütün bu vitamin mineral depolarına rağmen burda hasta olmayı başardım. İstanbul sandım sevgili dostlar, çorapsız giydim ayakkabıları. Afyon soğuğu öyle bir çarptı ki.
Ama en güzeli annenin yanında hasta olmak. Gelsin bitki çayları gitsin sıcak çorbalar. Böyle bakılacaksam her gün hasta olmaya razıyım ;))
Hele kız kardeş. Ah o kız kardeş. Evde devamlı samimi bir arkadaş, çoğu zaman suç ortağı ;) Destek kuvvet, yıpratıcı ekip. Çok özlemişim, çok fazla özlemişim.
Kız kardeşi olanlar beni çok iyi anlar.O diyalog hiçbir şeye değişilmez.
Aile özlemi ayrı, arkadaş özlemi ayrı. Lise arkadaşlarım, beraber büyüdüğüm çocukluk arkadaşlarım.
Mezun olduğum liseyi de ziyaret ettim. Mezun olarak gitmek harika bir durummuş. Baya havalıydık yani;)
Son sınıfların o stresli hallerini görünce, sınav senesi yaşadılarımı hatırladım. Ama o kadar strese rağmen yine de çok eğlenmişim.
Hocalarımla görüştüm, okulu anlattım.Herkesin ilk sorusu 'tıp zor mu' oldu :)) Burdan sesleniyorum, zor değil ama kolay(!) hiç değil arkadaşlar..
Arkadaşlarımı o kadar özlemişim ki, bazen sohbete girmeyip hepsinin yüzünü mimiklerini inceledim. O seviyedeyim :(
Ama fazla samimiyetten/sıkı dostluktan herhalde, sanki hiç ayrılmamışız gibi. Önceki gün buluşmuşuz gibi.
Ne söylersen söyle, ne yaparsan yap onlar senin ailen/dostların, hala seni sevmeye devam edecekler. Yeni bir şehre veya arkadaşlara alışmaya başladığım için bu duyguyu çok özlemişim.
Aslinda yeni arkadaşlıklar da süper ötesi bir durum. Hiç tahmin etmediğin insanlardan bir espriler, bir şakalar. Zaman istiyor ama samimiyet de hemen kurulmuyor sanırım;)
Yarın İstanbul'a geri dönüyorum. Genelde arkadaşlarla otobüsü kapatmış gibi oluyoruz. Sohbetten kafamızı kaldırıyoruz ki yol bitmiş.
Ben de yolculuk yapmayı aşırı sevenlerdenim, yani üzülüyorum yolun bitmesine. Yolda seyahat firmasının seçtiği garip Türkçe dublajlı filmleri izlemek, kitap okumak, uyumak bir başka keyifli.
Son olarak öğrenciyken hayat çok güzel. Öğrencilik yapılan şehirde gezmesi de, ailenin yanina gelince herkesin üstüne titremesi de. Herkese iyi akşamlar.




23 Ekim 2014 Perşembe

AGATHA CHRISTIE



Agatha Christie'nin kafasının içindekiler


Çok sağlam bir okuyucusuyumdur bu ablanın.Kitaplığımda tüm kitaplarının yazılı olduğu bir liste var.Okuduklarımın üstünü çiziyorum ki gözden kaçan olmasın.

İncelikle işlenen karakterler vardır. Bazen hayatta en çok istediğin şey bir kitap karakterini kanlı canlı görebilmektir. Benim için bu karakterlerden biri Agatha Christie kitaplarının mihenk taşı olan Hercule Poirot. Kısa boyu, yeşil gözleri, pos bıyığı. Devamlı çalıştırdığı küçük gri hücreler, bu karakter hakkında elimizdeki ipuçları.

Tüm kitap boyunca nefesinizi tutup, istediğiniz kadar senaryo üretebilirsiniz. Ama kitabın sonunda Hercule amcanın herkesi toplayıp katili açıkladığı an şaşıracaksınız. Antremanlı okuyucu olmama rağmen şu ana kadar hiç tahmin edemedim mesela.

Polisiye severler zaten şu ana kadar mutlaka okumuştur. Polisiye sevmeyenler de bu yazıyı okuduktan sonra lütfen bir Agatha Christie kitabı okusunlar. Demek istediğim: zekayla işlenmiş senaryo hepinizi büyüleyecek.

O kadar çok polisiye kitap okudum ki ustalıkla bir cinayet işleyecek kıvama geldim sanırım.;))

Bir de Agatha Christie'nin İstanbul'da Pera Palas Oteli'nde kalması hep ilgimi çekmiştir.Şu aralar en çok istediğim şey o odayı ziyaret etmek. Doğu Ekspresinde Cinayet adlı kitabını o odada yazdığı ile ilgili rivayetler var. merak edenler için:  411 Numaralı Oda

Şimdi favorilerimden birkaçını paylaşıyorum:



ON KÜÇÜK ZENCİ
ROGER ACKYORD CİNAYETİ 

                     
BÜYÜK DÖRTLER
                                           
DOĞU EKSPRESİNDE CİNAYET



                       

Pek Yakında

Pek Yakında


Cem Yılmaz'ın son filmiyle ilgili söylemek istediğim şeyler var. Şahsen ben film boyunca ağzımı kapatamadan güldüm. 

Çok zekice işlenmiş film. Hastane odasında yapılan konuşmada kendini ve filmini çok hoş bir dille övmüş. Korsan filmlerle uğraşan bir insanın hayatının kötü gitmesi, devamlı pişman olması "KORSANA HAYIR" demenin en güzel şekli. Korsanı bıraktıktan sonra hayatının çok değişmesi, ailesini geri kazanması konuyu daha çok ilgi çekici kılıyor. Film işinden para kazanıp en büyük düşmanı korsan film yapıcıları olan birinin bu kadar iyi empati yapması şaşılacak şey doğrusu.

Bir de filmi sinemada izlemek gibi bir gerçek var. Tüm salonla beraber gülünce insanın daha çok gülesi geliyor.Bir önceki filmi olan Fundamental filminde önümdeki adam gülücem derken yere düşmüştü. Adamın düştükten sonraki davranışları filmi aratmamıştı;)

Arada esprileri kaçırdığınız da oluyor ama değer bence ;))
Filmin iki sorunu var. Birinci problem konunun çok geç açılması. Başlarda konu artık aksın diye Cem Yılmaz'ın gözünün içine içine baktım :)


İkincisi ise filmi "Acıma yetime" ile başlayan atasözü ile bitirmesi. Bu söz bana çok acımasızca geliyor. Benim hayat görüşüme ters olduğu için beğenmemiş olabilirim.

Yüksek izlenme sayısı alacağı garanti olan birinden emek verilmiş şeyleri izlemek "vay be" dedirtiyor. Kuşak olarak Cem Yılmaz filmleri ile büyümüş olmak kesinlikle bir avantaj !..

Soğuk Havalar


Öncelikle bu aralar en sevindiğim durum havaların soğumasıyla beraber kışlıkların -o tatlı kazakların ve deri postalların- tekrar dolaplarımızda yer kapladığını görmek. Kışın giyinmek bir ayrı zevkli.Kabanlar, şallar, puantiyeli şemsiyeler.Eldiven zarafeti üzerine bile kitap yazılabilir :)

Bir teze göre herkes doğduğu mevsimi çok severmiş. Soğuk havaları çok severim, sanırım ocak ayı bebeği olduğum için. Güneşli havaları sevenler kızmasın ama bana göre sıcağın çaresi yok, soğuğun ise var :( Çok klişe ama battaniye ve bitki çayı da ayrı bir güzeldir şimdi.;))Film dayatmalarından da etkilenmiş olabirim pek tabi. Sarı kısa saçlı ablamız yağmur yağarken pencereden sevdiği esas oğlana bakar. Üzerinde battaniye, elinde kahve. O kız da hep bir içim su olur. :)



O soba üzerinde kestane yapma veya ekmek kızartma yıllarına çok az rastladım ne yazık ki. Ama sobalı odaya girdiğimde buram buram kokan mandalina kabuğu kokusu hep dedemleri, kışa denk gelen soğuk ama yüreğimizin sıcacık olduğu bayram günlerini anımsatır bana. Parfümü üretilse şişie şişe stoklarım, o derece ;))



Böyle güzel zamanlarda beraber yapılacak çok şey var.Bu durum soğukta aile bireylerinin mecburiyetten(!) evde beraber olmasıyla ilişkili olabilir ;) Film kültürü oturtmuş aileler var mı aramızda bilmiyorum. Ama annem ve kız kardeşimle izlediğimiz romantik diziler çok başkaydı. Duygusal sahnelerde kardeşimle ağlamamız, annemin her durumdan kamu spotları halinde ders çıkarmaları ;)) En sevdiğim ve yenmesi en zor olan nar; annemin kış gecelerinin sporu olmuştu uzun yıllar. Her gece bize nar ayıklar. Kardeşim ve abimle kaşık kaşık kapışırdık.O yıllar geride kaldı ama kış mevsimi hala şairane bence.Hepinize sevdiklerimizle güzel kış mevsimleri diliyorum.